Temassız Sivri Sinek

١٧ صفر ١٤٤٥

TEMASSIZ SİVRİ SİNEK




bır

yarım dönüş
yarım merdiven üst
her işe cünub bir başlangıc
noktası, der, atılmalıdır.

onların kulluğu kuladır
içmezler ayranı barda satılmadıkca
ana elinden çıkmış olsa
su katılmamış bir temiz olsa dahi.
sokakları insan derisi götürmesi
ve hayvanın bir sırnaşıklığı üzere barsakları
rahatını bozmaz yepyeni ambalajlanmışlığın.

renkli işler
saman renginde eskitilmiş bandroller ve kurdele takılmış
omuzlar patlar lağımlarla beraber
çocukların göbekleri açık gezer
çocuklarının
çocukluktan çıksalar da,
böylece ölene değin çocuk kalmak istemenin sevinçli kalabalığı savrulur
çocukken fare ölüsü görmüş gibi
o hayvanın işkembesinden çıkan bir baloncuk olan sokaklara.

biz
serinliğe izinsiz bir o mekanik saat sesi halinde
şiirin öncesine bir şey koyarız
çünkü vakit
insanlardan yapışkan o boşluğu almaya diye
yakılmaz hiçbir vakit.
akşamları hüzünden gayrı kalanlarla
içtimada sesi çıkmayan ölüm
ölüm, bir kalem ve çocuk kadar uzaktadır her hafta
çünkü devletin ve yalanın altında atılan adımdan akan cürm
işletir bizi her gün
mühürlü evrak, arşiv klasörlerine
kedileri görünmez kılar belli bir vakitten önce.


eki;

kalarak.
-duvar sıradanlığında bir tat-
orada kalarak
kalmış olduğumuzu hatırlayarak
sıcak geceleri göğsümüzde bir iltihab olarak taşıyarak
-boğuntuya dönüşen bir geceyi-
onların elinden almak içün abdest alarak
dikiyorum bir ölüm gibi gözlerimi
saçılarak saçlarımıza biriken haç tortularını
motiflerin üstünden aşırtıp
yüz çevirip el kızıştırarak.


uc:

uzaktan bir ışık gözümü alıyor
uzaktan bir sessizlik böcekleri uğultuyor
uzaktan o bakışlı gölge
insanların gizlediği bir şeyi gözlerinde taşıyor
buluyor bacakları uzun olsa da
su katılmamış ve beyaz olsa dahi
şairlerin tek günahını
-her ruh katlanışında-
yokedi meclisleri toplanıyor artık
sokak havlıyor ölü köpekleriyle
sarı ışıklar etiketini soyarken,
çocuk
gözleri çok sıradan
gözleri sıradan içre
sonradan herkesin hatırlayacağı yerde biriktiriyor hepsini
güneşin yaklaşacağı güne.


dürt-

bir şehri ters çevirmeye çalıştım
sonra insanlar beni gördü
şehrin bir kulpu olduğu
ve benim onu çekip çevirebileceğim korkusu insanlara görünür kıldı beni.
beni gördüler
herkesin unuttuğu kötülüğü
benim suratımda ayrıdı.

kalmam, gitmiş olmam değil
geçmekte olmam
asfaltın altından bir şeyler fışkırtacak ayaklarım
güneşin batmasından daha mı ürkütücüydü
bunu bilecek kadar kalmamıştım.

ağaca tırmanmış ellerim vardı
yükselen çığlıklar, serçe ölüleri
sessiz kaburgaları onların topraktan sinmiş
ama artık uğlamayan uğultularından
akşam okununca eve simsiyah dönen.


baş

bu dünyadan alınan şey mi
yoğise göz dikilen
giysilerde kalan o basık,
elle gösterilen bir alçaltı bu
sabah, yünlerin dövülmesinde kalan geceleri
gözünün ufkuna bakmaktaki sır, buradan gelir
takındıkları koku kirli kadınların
bir yapışık sürüntü sakındıkları
her yerde bir ayrılık bıraktığı
üzerine garipsemeyi garipleştirmeyen renkte
dokunmayı dokundurmayan dokuda
alındı ve dönülmedi bir ses gelince bir tarafa
dönülmezdi, o bir ayıp olmuştu örtülerin kapatmadığı
yarım ve dünyadan kalkacak bir toz
bir intikam kadar sürülmeyen koku
işte onun içine gizlenen surlardan
latince altına bandırılmış latinize
kanlı, yorgun, birbirini kesmesine çizilen
yeşil bir lehçe lehce olmaktan çıkalı.
sorulunca neyle ölçülüyor aceb bu size
yani çatılarda biriken huzursuzluk
dudaklarda kuruyan ve asitlenip temize çekilen
bir kusurda yerine yenisini alan bakışlarla
grice, sinsice kaybolan susuzluk
o tek cümlenin etrafına yanaşmaktan sakınılan
kaşında çizdiğin kemik o bakış
başı kestirecek her iş başı rahatlatacak kadar artık
koku mu desin, bomba tesiri, muntazam farkındalık, nedir galebelik
baş başa kalmayı bir millete unutturan.

Yorumlar