٧ ربیع الاول ١٤٤٥ KIŞLA SUBAYI adı koyulmaz bir ses sesin içi durgun çığıltı tınısında ve kelimenin eğik bir hece. adı henüz bir sadânın yok yere kaymasından çok tiz yok yere bir televizyon patırtısı -akışkan, suretsiz- geceye bir hoparlörün ihanetinden bakış asılmış gömlekler bazen yorulmuş bir askerden farksız. vakitliydim benden vakit sorulurdu vakitsiz fakat onların yerini kendi vaktime bir getirmedim, herkesin bir bilmediği benim bir bildiğime denkti vakitlice olmak bunu gerektirirdi, bu lazım değildi, elzem olmamıştı gerekce kalmış, gerekten yamuk yumuk türemişti. birleşim üretmeyen bir şeydi onlar ve: uzaktan iki kişi -görünen- biri kapıya ilişirdi, dosyaların yalanla ne kadar kurşun kalem olabildiğini keşfetti o öbürü ceplerini gizleyecek kadar suskundu kalem karşısında yoksa gayrı olmanın açıklığı çıkarırdı onu öbürü olmaktan, sanki bir şeyi hiç tek başına görmüş müydü; birlik bir beyazdı ve insan bununla ayıplanırdı. ses kesildiğinde zamanın vakti görünmedi beyazdı kesil...