Kışla Subayı
٧ ربیع الاول ١٤٤٥
KIŞLA SUBAYI
KIŞLA SUBAYI
adı koyulmaz bir ses
sesin içi durgun çığıltı
tınısında
ve kelimenin eğik bir hece.
adı henüz bir sadânın
yok yere kaymasından çok tiz
yok yere bir televizyon patırtısı
-akışkan, suretsiz-
geceye bir hoparlörün ihanetinden bakış
asılmış gömlekler bazen yorulmuş bir askerden farksız.
vakitliydim
benden vakit sorulurdu vakitsiz
fakat
onların yerini kendi vaktime bir getirmedim,
herkesin bir bilmediği benim bir bildiğime denkti
vakitlice olmak bunu gerektirirdi,
bu lazım değildi, elzem olmamıştı
gerekce kalmış, gerekten yamuk yumuk türemişti.
birleşim üretmeyen bir şeydi onlar ve:
uzaktan iki kişi -görünen-
biri kapıya ilişirdi,
dosyaların yalanla ne kadar kurşun kalem olabildiğini keşfetti o
öbürü
ceplerini gizleyecek kadar suskundu kalem karşısında
yoksa gayrı olmanın açıklığı
çıkarırdı onu öbürü olmaktan,
sanki bir şeyi hiç tek başına görmüş müydü;
birlik bir beyazdı
ve insan bununla ayıplanırdı.
ses kesildiğinde
zamanın vakti görünmedi
beyazdı
kesildiğini duymadı kimse.
gece yine bir gömlek oldu askerler
asıldı
ayaklarını uzattı kışla subayı.
Yorumlar
Yorum Gönder